20 Şubat 2012 Pazartesi

Güçlükonak Katliamı üzerine kısa bir araştırma



Günlük Radikal Gazetesi okumalarımdan birinde, yine içime ateş koyan bir Yıldırım Türker yazısından sonra bir iki tıkla 1996 yılında gerçekleşmiş bir vahşetle karşılaştım. Okudukça aklıma Türkiye'de korku filmi izleyenlerin ya da korku romanları okuyanların boşuna çaba içinde olduğunu, güneydoğuda yaşananları biraz araştırsalar kendilerini epey doyuracaklarını farkettim. Olay Wikipedia'da şöyle anlatılmış;

Güçlükonak Katliamı, 15 Ocak 1996 tarihinde Şırnak'ın Güçlükonak ilçesinde 11 köylünün bir minibüs içerisinde kurşunlanıp, yakılmasıyla sonuçlanmış katliam.[1][2][3]
Genelkurmay Başkanlığı katliamın PKK tarafından gerçekleştirdiğini duyurmuş, Ancak bazı sivil toplum kuruluşu yetkilileri, aydın ve sanatçılar bölgede yaptığı incelemeler sonucu olayın devlet güçlerince gerçekleştirildiği iddia etmiş, katliam kurbanlarının yakınlarıyla beraber olayı yargıya taşımışlardır. Fakat açılan davaların hiçbirinden sonuç alınamamıştır.[4] Olaydan 13 yıl sonra dönemin devlet bakanı Adnan Ekmen'in olayın PKK değil JİTEM[5] tarafından yapıldığını iddia etmiştir.[6]
PKK; 1995 genel seçimlerinden yaklaşık bir hafta önce, 15 Aralık 1995 tarihinde tek taraflı ateşkes ilan etmişti.[4] 12 Ocak 1996 gününde Şırnak’ın Güçlükonak ilçesine bağlı Gêrê (Çevrimli) ve Yatağan köylerine baskın yapan askerler, Abdullah İlhan, Ahmet Kaya, Ali Nas, Neytullah İlhan, Halit Kaya ve Ramazan Oruç isimli eski korucuları PKK’ya yardım ettikleri iddiasıyla gözaltına aldı. Gözaltına alınan köylüler, Taşkonak Jandarma Taburu’na götürüldü.[4]
15 Ocak gününe gelindiğinde Koçyurdu köyü korucularından Hamit Yılmaz, Abdulhalim Yılmaz, Mehmet Öner ve Lokman Özdemir , "görev var" denilerek Ramazan Nas’a ait olan bir minibüs vasıtasıyla aynı tabura götürüldü. Görev için götürülen korucular ve gözaltına alınmış olan köylüler, Taşkonak Taburu’nda, 56 AH 320 plakalı minibüse bindirilerek yola çıkarıldı.[4] Minibüs tabur ile Koçyurdu köyü arasında gelince silahlı bir grup tarafından durduruldu. 11 köylü kimliği belirlenemeyen bu kişilerce kurşun yağmuruna tutuldu ve ardından yakılarak katledildi. [1]
Olayın hemen ardından Genelkurmay Başkanlığı, gazetecileri özel uçakla Güçlükonak'a taşıdı. Burada Genelkurmay adına açıklama yapan Albay Kalelioğlu olayın bir PKK eylemi olduğunu ilân etti ve PKK'nın ilan ettiği tek taraflı ateşkesi bozduğunu duyurdu. PKK ise bir gün sonra ilgilerinin olmadığını kesin bir dille açıkladı.[4][3][2]Katliam kurbanlarının aileleri de Şırnak'a gelen basın mensuplarına Kürtçe olarak yakınlarını PKK'nın değil askerin öldürdüğünü söylediler.[2][3][7]
Olay için İstanbul'da toplanan "Barış İçin Bir Araya Çalışma Grubu"nun çağrısı ile çeşitli sivil toplum kuruluşlarının üyelerinden oluşan bağımsız bir heyet kuruldu. Araştırma grubu önce 12 Şubat 1996'da Diyarbakır Olağanüstü Hâl Bölge Valisi ile görüştü, ardından da Güçlükonak'a gitti. Heyet olay yerinde incelemeler yaptı ölenlerin yakınları ve bölgede yaşayanların bilgisine başvurdu. Katliamdan son anda kurtulan 12. kişi olay ve nasıl işkence gördüğü konusunda bilgi verdi.[2]
Barış İçin Bir Araya Çalışma Grubu yaptığı araştırmalar sonucu 16 Şubat 1996 tarihinde yaptığı basın açıklaması düzenledi. Açıklamaya göre olay şöyle gerçekleşmiştir:[3][2] Eskiden köy koruculuğu görevinde bulunan 6 kişi yakınları dağda olduğu iddiası ile gözaltına alınarak Taşkonak'ta bulunan Jandarma Karakoluna götürüldü. 6 kişi burada işkenceyle sorgulanarak öldürüldü.[3][7][2]15 Ocak tarihinde karakoldan Koçyurdu köyüne telefon eden Jandarma gözaltına alınanların serbest bırakılacağını, onları almak için bir minibüs getirilmesini istedi. Bu durumdan şüphelenen 4 köy korucusu şoförü yalnız bırakmamak için onunla birlikte karakola gittiler. Araç hareket edince bir helikopter minibüsü takip etmeye başladı. Şoförle beraber gelen 4 köy korucusu karakoldakiler için beklenmedik bir sürprizdi. Jandarmalar onları da ayrı odalara alıp öldürdüler. [2] Daha sonra öldürülen 10 kişinin cansız bedenleri koltuklara bağlanıp başlarına çuval geçirildi, minibüs 2 jandarmanın kontrolünde yola çıktı. Taşkonak karakoluna posta götüren başka bir minibüs yolda karşılarına çıktı. Bu tuhaf görüntüye şahit olan posta minibüsü durmak istedi ama askerler tarafından engelledi. Bu sırada aynı yolu kullanan araçlar Koçyurdu Karakolunu tarafından durdurulmuş bekletiliyordu. Kısa bir süre sonra makineli tüfek sesleri ve üç patlama duyuldu.[2] Olay yerine 2,5 kilometre uzaklıktaki Koçyurdu köyünün korucuları çatışma olduğu sanarak silahlarıyla gitmek istediler ancak karakol tarafından engellendiler.[3] Minibüsün yakıldığı esnada nehrin diğer yanında yer alan tepedeki gözetleme yerinde bulunan Mardin'e bağlı köy korucuları telsizle olaya müdahale etmek için izin istemiş ama olaya karışmamaları söylenmiştir.[3] Genelkurmay tarafından olay yerine gelen gazetecilere 11 kişinin öldüğü söylenmesine rağmen ortada 10 yanmış ceset vardı. 11. kişinin yolu kesen özel timi fark edip kaçmaya çalışırken kurşunlara hedef olan minibüs şoförüne ait olduğu anlaşıldı. Yöre halkının da gördüğü helikopterde içindeki tim yola inmiş minibüs oraya gelince içinde bulunan jandarmalar inerek uzaklaşmış şoför başına gelecekleri anlayınca kaçmaya çalışsa da vurularak öldürülmüştü. Atılan roketler sonucu minibüsteki 10 ceset kömür hâline gelmişti. [2][7] Fakat yanmış kişilere ait yanmamış kimliklerin ertesi gün ailelerine teslim edildiği belirlendi. [3][2][7]Katliamı incelemek amacıyla Şırnak'a giden gazeteci Celal Başlangıç gördüğü manzarayı şöyle anlatıyor:[8]  "Tam bileğinden kopmuştu ayak. Havaya kaldırınca, içinden kirli beyaz bir sıvı damladı. Dışı yanmış, kavrulmuş. Yarılan etin altından kemikleri görünüyor.Döşemeden alınan kopuk ayak, minibüsün kaportası üzerine konuluyor. Tırnakları biraz uzamış mı ne! Kaporta elek gibi. Kurşunlar delip geçmiş. Minibüs pas rengi bir külçe olarak duruyor; içindekilerle birlikte yakılmış.Kopuk ayağın yanına yarısı yanmış, patlak bir bot konuluyor. İçinde kemik kırıntıları ve astarına yapışmış yanık insan derisi var. Belli ki bir süre önce kopuk ayakla iç içelermiş.Yanık bir kemik parçası daha çıkıyor minibüsün içinden. Kimine göre bir insan dirseği, kimine göre de dizi. O da yanmış kopuk ayakla patlak ve yanık botun yanına konuluyor. Manzara dehşet verici... "

Eski Jandarma Kıdemli Yüzbaşı Özcan Tozlu'nun anlattıkları

Bu katliamla ilgili bir sürü insan konuşmuş. Ortak kanı Muhabere Arama Kurtarma (MAK) timlerinin gözetiminde bir grup korucuya yaptırıldığı. Eski Jandarma Kıdemli Yüzbaşı Özcan Tozlu'ya göre; Saldırıyı yapan korucu Ahmet Ö... ve ekibi, iş için Akçay Tugay'ından 50 bin dolar aldı. MİT'le görüşerek çalışma yaptıklarını anlatan Tozlu, "Çalışmalarda inanamadığımız bir sonuca ulaştık. Olayın oluş şekli, zamanı, mekânı, işi PKK'nın yapmadığını gösteriyordu. Çünkü ön ve arkadaki koruma araçlarına bir şey olmamış. Yananların nüfus cüzdanları sağlam, silahları kullanılmamış. Oysa araçlara yakın mesafeden atılan roketlerle yangın çıkmış, silahlarla taranmış. MİT'le yaptığımız çalışmalarda, korucuları Albay Uğurlu himayesinde, MAK timlerinin gözetiminde, tetikçi geçici köy korucularının öldürdüğünü tespit ettik. Saldırıyı Siirtli olup Güçlükonak'ın Bulmuşlar köyünde ikamet eden geçici korucu Ahmet Ö... ile yakınlarından oluşan 7 kişilik grubun icra ettiğini belirledik. Ekip saldırı yerine helikopterle getirilip, götürülmüş. Ö... ve yakınları bu işin karşılığında Tugay'dan 50 bin dolar almış. Bunları MİT biliyor."

Başka bir iddia

ERGENEKON terör örgütü (ETÖ) savcılarına gelen ihbar mektubunda 15 Ocak 1996 günü Şırnak’ın Güçlükonak ilçesinde 11 köylünün içinde bulunduğu minibüsün önce ağır silahlarla taranıp, sonra da ateşe verilmesi sonucu yaşanan Güçlükonak Katliamı’nın sorumlusunun Levent G.. olduğu iddia edildi. Mektupta ‘Şırnak Bölgesinde bir yolcu minibüsünün taranmasından Levent sorumludur. Bu konuyu daha önce ordudan atılan Bülent Y...’dan (MAK da tim komutanı iken adam kaçırarak fidye istemekten tutuklandı) işittim. Şırnak'ta Gülyazı veya Güçlükonak bölgesindeki bu eylem MAK personeli tarafından yapılarak PKK tarafından yapılmış görüntüsü verilmiştir’ iddiası dile getirildi.


Dönemin İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanı ne demiş;

-Güçlükonak katliamı, insan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanı olduğunuz dönemde gerçekleşti. Olayın perde arkasını araştırmış mıydınız?
90'lı yıllarda Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da karanlık ve kirli bir dönem yaşanıyordu. Kimin eli kimin cebinde belli değildi. Faili meçhuller, boşaltılan köyler, öldürülen insanlar... Her tarafa yetişmemiz mümkün değildi. Her olayla ilgili kendi özel kanallarımızdan duyumlar alıyorduk ama elimizde delil olmadığı için çoğunu gündeme getiremiyorduk. Güçlükonak hadisesi de bence bu karanlık olaylardan bir tanesidir. O olayın perde arkasını öğrendiğimiz halde maalesef kamuoyuna açıklayamadık, çünkü elimizde delil yoktu. Güvenlik güçlerinin olay tarihindeki açıklamasına göre vatandaşlar karakoldan ayrıldıktan sonra PKK'nın saldırısına uğramış ve içinde oldukları minibüsle birlikte yakılmışlardı. Fakat bölgeden ve ölenlerin yakınlarından aldığımız duyumlara göre olay hiç de güvenlik güçlerinin anlattığı gibi değildi. Zaten olayın geliştiği yer, güvenlik güçlerinin tamamen hâkim olduğu, kontrolü altında bulundurduğu bir alandı, PKK'nın orada eylem gerçekleştirmesi mümkün değildi. Dahası, öldürülen insanların kimlikleri güvenlik güçlerinin elindeydi, insanlar yanmış, ama nedense üzerilerinde bulunan kimlikler zarar görmemişti.
-Olay yerinde inceleme yaptınız mı?
Bakanlık bürokratlarıyla oturup neler yapabileceğimizi konuştuk. Güçlükonak'ta güvendiğim, korucubaşı olan bir aşiret reisini telefonla aradım, aldığım duyumlardan söz ettim. Bana "Biz seninle şahsen tanışmadık, ama aileni, babanı, dedeni çok iyi biliyorum. O nedenle sana yalan söyleyemem; aldığın duyumlar doğrudur. Güvenlik güçlerinin resmi açıklaması gerçeği yansıtmıyor" dedi. Güçlükonak'a gitmemiz hâlinde gelip bize gerçekleri açıklayıp açıklayamayacağını sordum. "Bu mümkün değil. Sen devletin bir bakanısın, sana bir şey olmaz. Ama biz burada yaşamaya devam edeceğiz. Eğer gerçekleri açıklarsak kendimizi koruyamayız, sen de koruyamazsın" dedi. Öyle deyince Güçlükonak'a gitmekten vazgeçtik.
- Kimliklerinin neden alındığını öğrenebildiniz mi?
Olaydan sonra yetkililer çıkıp "Saldırıyı PKK gerçekleştirdi. Ölenler de şu kişilerdir. Kimlikleri de bizdedir" dedi. Olayı PKK gerçekleştirdiyse kimlikleri sende ne arıyor? İnsanlar yanarak ölüyor ama kimliklerine bir şey olmuyor. Demek ki onları yakanlar, yakmadan önce kimliklerini ellerinden aldılar. Bana göre burada bir açık verdiler.
"Deniz Baykal'a Bildiklerimi Başbakan Çiller'e Anlatmayı Teklif Ettim. 'Sen Bilirsin, Ama Başbakan'ın bu ara işi başından aşkın' deyince vazgeçtim"
- Gerçeği öğrenince ne yaptınız?
Olan biteni mensubu olduğum CHP'nin Genel Başkanı Deniz Baykal'a anlattım, duyumlarımı kamuoyu ile paylaşmak istediğimi söyledim. Suçun neden PKK'nın üzerine yıkılmaya çalışıldığını sordu. Şimdi tam olarak anımsamıyorum; ama Avrupa'da Kürtlerle ilgili önemli bir oylama yapılacaktı. Bu olayın PKK'ya mal edilerek oylamayı gerçekleştirecek kuruma mesaj verilmek istenmiş olabileceğini söyledim. Böyle bir mesaj vermek için neden bu korucuların seçildiğini sordu.
Sonuç;
Neden devlet böyle bir şey yapsın ki diye bir soru beliriyor insanın kafasında doğal olarak. Ona da Celal Başlangıç cevap versin; "katliamdan bir gün sonra Avrupa Parlementosu'nda PKK'nın ilan ettiği ateşkeşe karşın Türkiye'nin takındığı tavra dair bir önerge vardı. Yeşiller ve sosyal demokrat parlamenterler vermişti ve o görüşülecekti. Tam o görüşülmeden bir gün önce bu olay meydana geldi ve dendi ki işte PKK'nın ilan ettiği ateşkes diye bir şey yok. Katliam yapmaya devam ediyorlar... katliam sonrası yapılan organizasyondan yukarıdan aşağıya Genelkurmay sorumlu. Sadece oradaki üç beş askerin yapacağı iş değil bu."

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder