NASA uzaya astronot gönderdiğinde tükenmez kalemlerin yer çekimi olmayan ortamda çalışmadığını fark etti (yerçekimi olmadığı için mürekkep kağıdın üzerine akmıyordu).
Bu problemin çözümü NASA'ya ilave 12 milyon dolara mal oldu. Öyle bir tükenmez kalem ürettiler ki bu kalem yerçekimsiz ortamda, yukarı yönde, suyun altında ve sıfırın altında 300 C 'ye kadar olan sıcaklıklarda yazı yazmaya olanak sağlıyordu.
Peki Sovyetler ne yaptı? Kurşun kalem kullandılar.
Sovyetler sosyalistler için iyi bir deneyimdi. Her ne kadar özgürlükçülüğü, insan merkezliliği tartışılsa da insanlık için yeni bir bakış açısıdır. Daha iyi, daha erdemli yaşanabileceğinin örneğidir.
18 Ocak 2012 Çarşamba
4 Ocak 2012 Çarşamba
Osman Pamukoğlu'ndan kritik Uludere soruları (CEVDET AŞKIN 04/01/2012 radikal'den alıntı)
Haberin orijinali için; http://www.radikal.com.tr/yazarlar/cevdet_askin/osman_pamukoglundan_kritik_uludere_sorulari-1074485
Osman Pamukoğlu'ndan kritik Uludere soruları
CEVDET AŞKIN
04/01/2012
PKK ile mücadelesiyle tanınan emekli general Osman Pamukoğlu, 35 sivilin
ölümüyle sonuçlanan hava bombardımanına ilişkin soru ve yanıtlarıyla yapılan
resmi açıklamaları kuşkulu hale getiriyor.
Uludere'de 35 kaçakçının PKK'lı zannıyla F-16'lar tarafından vurulmasından sonra
Kürt sorunu ekseninde siyasi tansiyon iyice yükseldi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan dün grup toplantısında olayla ilgili en küçük
detaya kadar adli ve idari incelemenin yapıldığını söyledi. Erdoğan,
Genelkurmay'a teşekkür ettikten sonra BDP'ye "Silahlı efendileriniz ipinizi
gevşetmediği sürece tuvalete bile gidemezsiniz" diye yüklendi.
BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş da yine grup toplantısında "Kendi halkını
katleden yönetimler meşru değildir. Meşruiyetini tanımıyoruz" diye konuştu.
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, bu konuşmalardan bir gün önce 2 Ocak'taki
Bakanlar Kurulu toplantısının ardından yaptığı açıklamada Uludere konusunda
"Türk Silahlı Kuvvetleri bunu kasıtlı olarak yapmaz, yapamaz. Olayda kesinlikle
bir kasıt söz konusu değildir" dedi. Katırlar ve silahlarla birlikte sınıra
doğru sızma olacağı yönünde bir istihbarat alındığını, bunun üzerine insansız
hava araçlarıyla bir takip gerçekleştirildiğini söyleyen Arınç, bombardımandan
önce gruba işaret fişekleri ve top atışlarıyla "uyarı" yapıldığını kaydetti.
Soruşturma sonucunda bir ihmalin ortaya çıkması halinde ailelerden özür
dilenebileceğini hatta helalleşileceğini söyleyen Arınç, kürsüden resmi bir
özrün şimdilik olumsuz olacağını ifade etti.
Uludere'deki facianın oluş biçimine ilişkin Genelkurmay ve hükümet kaynaklarının
açıklamaları birbiriyle örtüşürken, bölgede uzun yıllar PKK ile mücadelesiyle
tanınan emekli bir generalden dün ilginç bir açıklama geldi. Hak ve Eşitlik
Partisi Genel Başkanı Osman Pamukoğlu şunları söylüyordu: "Kaçakçı konvoyu,
PKK'nın sınıra yaklaşmasına benzer mi? Hayır. PKK böyle uzun kollar yapmaz,
çünkü bunun ölüm olduğunu bilir... Üstelik kullandığı hayvan sayısı bir veya
ikiyi geçmez. Eğer iki ise ayrı ayrı istikametleri kullanır. İnsan olarak da
baskın noktasına gelinceye kadar 6-8 kişiden fazla insanı bir istikamette
tutmaz.
Gece ve gündüz kara gözetlemesi yapan ve ileri teknoloji yapımı dürbünleri
kullananlar, bir konvoyun kaçakçılarından oluştuğunu, yüklerine bakarak
anlayamazlar mı? Anlaşılmaması mümkün mü? PKK, konvoy yapar mı? Üstelik de topçu
ve havan silahlarının menziline girdiğinde!..
Bölgeden bölgeye, dönemden döneme değişmekle birlikte bazen günde 20-30
istihbarat bilgisi gelebilir. MİT'ten, jandarmadan, polisten... Bunların bir
kısmı da profesyonelce PKK tarafından maksatlı olarak gönderilir; dikkat
dağıtmak, yormak, şaşırtmak veya bir planlı eylemi örtmek amacıyla yapılır.
Haber toplamak ve bilgi almaktan çok daha önemli olan istihbaratın
değerlendirilmesidir ve bu ameliye en zeki ve en yüksek tecrübeye sahip
kişilerce yapılmalıdır.
Kaçakçılar çoğu zaman iki taraf için istihbarat taşıyan elemanlardır. İnsansız
hava aracı bir nesnedir. Kameraya alır veya fotoğraf çeker. Bu, teknik bir
aletin istihbarat teşkillerine ve elemanlarına bilgi sağlamasıdır. Esas iş, en
önemli iş ve uzmanlık, asıl bundan sonra yapılan değerlendirmenin isabetli
olmasıdır. Anlaşılan o ki bu becerilememiştir.
Kara gözetlemesiyle tespit edilen kaçakçı konvoyuna (ki bu konvoylar yılan gibi,
ip gibi uzundur) esas silahların etkisine girmeden, çok uzaktan havan ve top
mermisi ile ateş açıldıysa, bu da akıl almaz bir şeydir. Eğer bu kol, PKK
koluysa neden yaklaşmaları beklenip pusuya düşürülmeleri planlanmaz,
düşünülmez?"
Uludere'nin Ankara versiyonu "Alınan istihbarat üzerine sınırdan girmek istenen
gruba topla uyarı ateşi(!) açıldı, durmayınca uçaklarla bombalandı" şeklinde,
PKK versiyonu ise grubun kaçakçı olduğunun bilindiği ve köye girmelerinin
engellenerek dar bir alana sürüldüğü ve orada bombalandığı biçiminde
özetlenebilir.
Peki, olayı bizzat yaşayanların Uludere versiyonu nasıl? Bombardımandan sağ
kurtulan Hacı Encü'ye kulak verelim. 19 yaşındaki Encü, İHD ve Mazlum-Der'e
yaptığı açıklamada şunları söylüyordu: "28 Aralık günü saat 16.00'da 40-50
kişilik bir grupla birlikte mazot ve gıda maddesi getirmek üzere yine bu sayıda
katırla beraber sınırın Irak tarafına geçtik. Karakola özellikle bir
bilgilendirme yapmadık ancak gidip geldiğimizi zaten biliyorlardı. Amacımız
şeker ve mazot getirmekti. Hatta giderken insansız hava aracının sesini dahi
duyduk ancak sürekli gidip geldiğimiz için yolumuza devam ettik. Akşam 19.00'da
katırları yükleyerek yola çıktık. Saat 21.00 gibi sınıra yaklaştık. Bizim köyün
yaylasına vardık, yayla tam sınırdadır. Orada önce aydınlatma fişeği ve akabinde
de top-obüs atışı yapıldı. Biz yükümüzü sınırın diğer tarafında bıraktık. Hemen
ardından uçaklar geldi ve bombardıman başladı. Biz iki gruptuk, öndeki grup ile
arkadaki grup arasında 300-400 metre mesafe vardı. İlk top atışından hemen sonra
uçak geldi. Askerler bizim yaylayı tuttukları için, bu tarafa geçebileceğimiz
başka yol yoktu. Bu nedenle gruplar sıkışarak bir araya gelmek zorunda kaldı.
Sonunda iki büyük grup olduk. İlk uçak bombardımanında sınırın sıfır noktasında
bulunan yaklaşık 20 kişilik grup imha oldu. Hemen geriye kaçmaya başladık.
Kayalıklar arasında kalanların üzerine bomba yağmaya başladı. Benim de içinde
bulunduğum grup 6 kişiydi, bu gruptan 3 kişi kurtulduk. Üzerimizde günlük sivil
elbiselerimiz vardı, hiç kimsede silah yoktu. Olay 1 saat falan sürdü. Bir-iki
kişi 3 katırla beraber küçük bir deredeki suya girdik. Bir saat bekledikten
sonra bir kayalığın altına sığındık. Arkadaşlarımızdan haber alamadık. Saat
23.00-23.30 gibi gelen ışıklardan ve seslerden köylülerin geldiğini anladık.
Köylüler feryat etmeye başlayınca askerler tuttukları yerlerden çekilerek
yaylayı da boşalttılar"
Uludere faciasına değişik açılardan, karşılaştırmalı biçimde bakıldığında
basitçe ihmal düzeyine indirgenemeyecek boyutta olduğu, Osman Pamukoğlu'nun çok
kritik sorular sorduğu ve açılan soruşturmanın bu soruları dikkate alması
gerektiği açıkça görülüyor.
Osman Pamukoğlu'ndan kritik Uludere soruları
CEVDET AŞKIN
04/01/2012
PKK ile mücadelesiyle tanınan emekli general Osman Pamukoğlu, 35 sivilin
ölümüyle sonuçlanan hava bombardımanına ilişkin soru ve yanıtlarıyla yapılan
resmi açıklamaları kuşkulu hale getiriyor.
Uludere'de 35 kaçakçının PKK'lı zannıyla F-16'lar tarafından vurulmasından sonra
Kürt sorunu ekseninde siyasi tansiyon iyice yükseldi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan dün grup toplantısında olayla ilgili en küçük
detaya kadar adli ve idari incelemenin yapıldığını söyledi. Erdoğan,
Genelkurmay'a teşekkür ettikten sonra BDP'ye "Silahlı efendileriniz ipinizi
gevşetmediği sürece tuvalete bile gidemezsiniz" diye yüklendi.
BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş da yine grup toplantısında "Kendi halkını
katleden yönetimler meşru değildir. Meşruiyetini tanımıyoruz" diye konuştu.
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, bu konuşmalardan bir gün önce 2 Ocak'taki
Bakanlar Kurulu toplantısının ardından yaptığı açıklamada Uludere konusunda
"Türk Silahlı Kuvvetleri bunu kasıtlı olarak yapmaz, yapamaz. Olayda kesinlikle
bir kasıt söz konusu değildir" dedi. Katırlar ve silahlarla birlikte sınıra
doğru sızma olacağı yönünde bir istihbarat alındığını, bunun üzerine insansız
hava araçlarıyla bir takip gerçekleştirildiğini söyleyen Arınç, bombardımandan
önce gruba işaret fişekleri ve top atışlarıyla "uyarı" yapıldığını kaydetti.
Soruşturma sonucunda bir ihmalin ortaya çıkması halinde ailelerden özür
dilenebileceğini hatta helalleşileceğini söyleyen Arınç, kürsüden resmi bir
özrün şimdilik olumsuz olacağını ifade etti.
Uludere'deki facianın oluş biçimine ilişkin Genelkurmay ve hükümet kaynaklarının
açıklamaları birbiriyle örtüşürken, bölgede uzun yıllar PKK ile mücadelesiyle
tanınan emekli bir generalden dün ilginç bir açıklama geldi. Hak ve Eşitlik
Partisi Genel Başkanı Osman Pamukoğlu şunları söylüyordu: "Kaçakçı konvoyu,
PKK'nın sınıra yaklaşmasına benzer mi? Hayır. PKK böyle uzun kollar yapmaz,
çünkü bunun ölüm olduğunu bilir... Üstelik kullandığı hayvan sayısı bir veya
ikiyi geçmez. Eğer iki ise ayrı ayrı istikametleri kullanır. İnsan olarak da
baskın noktasına gelinceye kadar 6-8 kişiden fazla insanı bir istikamette
tutmaz.
Gece ve gündüz kara gözetlemesi yapan ve ileri teknoloji yapımı dürbünleri
kullananlar, bir konvoyun kaçakçılarından oluştuğunu, yüklerine bakarak
anlayamazlar mı? Anlaşılmaması mümkün mü? PKK, konvoy yapar mı? Üstelik de topçu
ve havan silahlarının menziline girdiğinde!..
Bölgeden bölgeye, dönemden döneme değişmekle birlikte bazen günde 20-30
istihbarat bilgisi gelebilir. MİT'ten, jandarmadan, polisten... Bunların bir
kısmı da profesyonelce PKK tarafından maksatlı olarak gönderilir; dikkat
dağıtmak, yormak, şaşırtmak veya bir planlı eylemi örtmek amacıyla yapılır.
Haber toplamak ve bilgi almaktan çok daha önemli olan istihbaratın
değerlendirilmesidir ve bu ameliye en zeki ve en yüksek tecrübeye sahip
kişilerce yapılmalıdır.
Kaçakçılar çoğu zaman iki taraf için istihbarat taşıyan elemanlardır. İnsansız
hava aracı bir nesnedir. Kameraya alır veya fotoğraf çeker. Bu, teknik bir
aletin istihbarat teşkillerine ve elemanlarına bilgi sağlamasıdır. Esas iş, en
önemli iş ve uzmanlık, asıl bundan sonra yapılan değerlendirmenin isabetli
olmasıdır. Anlaşılan o ki bu becerilememiştir.
Kara gözetlemesiyle tespit edilen kaçakçı konvoyuna (ki bu konvoylar yılan gibi,
ip gibi uzundur) esas silahların etkisine girmeden, çok uzaktan havan ve top
mermisi ile ateş açıldıysa, bu da akıl almaz bir şeydir. Eğer bu kol, PKK
koluysa neden yaklaşmaları beklenip pusuya düşürülmeleri planlanmaz,
düşünülmez?"
Uludere'nin Ankara versiyonu "Alınan istihbarat üzerine sınırdan girmek istenen
gruba topla uyarı ateşi(!) açıldı, durmayınca uçaklarla bombalandı" şeklinde,
PKK versiyonu ise grubun kaçakçı olduğunun bilindiği ve köye girmelerinin
engellenerek dar bir alana sürüldüğü ve orada bombalandığı biçiminde
özetlenebilir.
Peki, olayı bizzat yaşayanların Uludere versiyonu nasıl? Bombardımandan sağ
kurtulan Hacı Encü'ye kulak verelim. 19 yaşındaki Encü, İHD ve Mazlum-Der'e
yaptığı açıklamada şunları söylüyordu: "28 Aralık günü saat 16.00'da 40-50
kişilik bir grupla birlikte mazot ve gıda maddesi getirmek üzere yine bu sayıda
katırla beraber sınırın Irak tarafına geçtik. Karakola özellikle bir
bilgilendirme yapmadık ancak gidip geldiğimizi zaten biliyorlardı. Amacımız
şeker ve mazot getirmekti. Hatta giderken insansız hava aracının sesini dahi
duyduk ancak sürekli gidip geldiğimiz için yolumuza devam ettik. Akşam 19.00'da
katırları yükleyerek yola çıktık. Saat 21.00 gibi sınıra yaklaştık. Bizim köyün
yaylasına vardık, yayla tam sınırdadır. Orada önce aydınlatma fişeği ve akabinde
de top-obüs atışı yapıldı. Biz yükümüzü sınırın diğer tarafında bıraktık. Hemen
ardından uçaklar geldi ve bombardıman başladı. Biz iki gruptuk, öndeki grup ile
arkadaki grup arasında 300-400 metre mesafe vardı. İlk top atışından hemen sonra
uçak geldi. Askerler bizim yaylayı tuttukları için, bu tarafa geçebileceğimiz
başka yol yoktu. Bu nedenle gruplar sıkışarak bir araya gelmek zorunda kaldı.
Sonunda iki büyük grup olduk. İlk uçak bombardımanında sınırın sıfır noktasında
bulunan yaklaşık 20 kişilik grup imha oldu. Hemen geriye kaçmaya başladık.
Kayalıklar arasında kalanların üzerine bomba yağmaya başladı. Benim de içinde
bulunduğum grup 6 kişiydi, bu gruptan 3 kişi kurtulduk. Üzerimizde günlük sivil
elbiselerimiz vardı, hiç kimsede silah yoktu. Olay 1 saat falan sürdü. Bir-iki
kişi 3 katırla beraber küçük bir deredeki suya girdik. Bir saat bekledikten
sonra bir kayalığın altına sığındık. Arkadaşlarımızdan haber alamadık. Saat
23.00-23.30 gibi gelen ışıklardan ve seslerden köylülerin geldiğini anladık.
Köylüler feryat etmeye başlayınca askerler tuttukları yerlerden çekilerek
yaylayı da boşalttılar"
Uludere faciasına değişik açılardan, karşılaştırmalı biçimde bakıldığında
basitçe ihmal düzeyine indirgenemeyecek boyutta olduğu, Osman Pamukoğlu'nun çok
kritik sorular sorduğu ve açılan soruşturmanın bu soruları dikkate alması
gerektiği açıkça görülüyor.
HERRRR-KESSS BEBEKK DOĞAR!! KİMM-SEEE ASKERRR DOĞĞMAZZZ!!!
(16 ARALIK 2011 Radikal gazetesi Pınar Öğüncün yazısından alınmıştır.)
"İki gün önce, vicdani retçi Enver Aydemir’e destek amaçlı basın açıklamaları yüzünden yargılanan Ahmet Aydemir, Davut Erkan, Fatih Tezcan, Halil Savda ve Mehmet Atak’ın da duruşması vardı. Suçlarından biri ‘Herkes bebek doğar, hiç kimse asker doğmaz’ sloganı atmaları olduğundan daha önce bir jinekolog bilirkişi talep etmişlerdi. İşin uzmanı söylesin, bebekler asker şemaliyle mi doğar diye.
"İki gün önce, vicdani retçi Enver Aydemir’e destek amaçlı basın açıklamaları yüzünden yargılanan Ahmet Aydemir, Davut Erkan, Fatih Tezcan, Halil Savda ve Mehmet Atak’ın da duruşması vardı. Suçlarından biri ‘Herkes bebek doğar, hiç kimse asker doğmaz’ sloganı atmaları olduğundan daha önce bir jinekolog bilirkişi talep etmişlerdi. İşin uzmanı söylesin, bebekler asker şemaliyle mi doğar diye.
Talepleri yine reddedildi. Ama bence tarihi üç tanıklık vardı. Sevim Şahin mahkemede şöyle konuştu: “Sanıklarla akrabalık bağım yoktur. İnsani boyutu nedeniyle davada tanıklık yapmak istedim. Ben çocuğumu normal doğumla, narkoz etkisi altında kalmadan doğurdum. Doğum anında çocuğumun bebek olarak doğduğunu bizzat gördüm.” "
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
