14 Ekim 2011 Cuma

"Evde anam, babam, bacım yüzüme hasret"



Sırrı Süreyya Önder meclisteki ilk konuşmasında askerliğin zorunlu olduğu bir ülkede şehitlikten bahsedilemeyeceğini söylemişti. Bugün okuduğum iki haber Sırrı Abi'nin konuşmasını hatırlattı bana. İkinci haber ilkine cevap gibiydi. 48. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda ödül arayan "Yürüyüş"ün gala gösteriminde Yüksekova'da öğretmenlik yaptığını söyleyen bir ablamız "Biz Kürt ve Türk kardeşler kol kola el eleyiz. Biz kopmayız" dedikten sonra filmdeki karakter Halilo’nun bir askeri tokatlaması sahnesini hatırlatarak, "Bir askeri, deli birisine tokatlattınız. Salondakiler de alkışladı. Nasıl alkışladılar şaştım. 2011-2012 yıllarında benim ülkem çınar gibi ayakta duracak" diye seslenmiş. Bu haberi okuduktan sonra aklıma filmde bir subayın bir eri tokatlama sahnesi olsaydı bu öğretmen abla aynı hissiyatı duyacakmıydı acaba diye bir soru takıldı? Ya da bu öğretmen abla bu ikinci haberi okusaydı ne hissederdi? Kuzey Kıbrıs'da askerliğini yapmakta olan asker Uğur Kantar "DİSCO"da gördüğü işkenceler sonucu hayatını kaybetmiş. Ne kadar basit ve soğuk bir cümle. Yukarıdaki fotoğrafta solda duran Uğur. Aklıma askerdeyken duyduğum, bizzat şahit olduğum neler neler geldi. Yazmayacağım. Yorum da yapmayacağım.
Ama düşünülmesi gereken başka birşey var. Bu ülkede bence mazlum Kürt halkından daha mazlum, ırkçılaştırılan, muhafazakarlaştırılan, körleştirilen bir Türk halkı var. Milliyetçi duyguları bu kadar körüklenmiş, hergün ırkçı, şoven propaganda yapan bir medyayla kuşatılmış bir halk, şovenizmin kucağında insanlığını yitiriyorsa, benim değerlerime göre, o ezilen, baskılanan diğer halktan daha mazlum durumdadır.

1. Haber linki için;
http://gundem.milliyet.com.tr/-turk-askerine-tokat-gerginligi/gundem/gundemdetay/13.10.2011/1450564/default.htm


2. Haber linki için;
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalHaberDetayV3&ArticleID=1066310&Date=14.10.2011&CategoryID=77 

7 Ekim 2011 Cuma

Bak bak ne demiş yine Tayyip!

"Eğer yapacak bir şey varsa, bayrak dikmekle siz orada terörü durduramazsınız. Kandil senin ülkenin sınırları içinde değil. Bayrağı dikmişsin, terör mü bitecek? Böyle saçmalık olur mu? Bu soruları siz de sormayın, yazmayın. Bakın ne diyorum, söylesin. Onu söylemekle o durumunu ortaya koyuyor. Oraya o bayrağı diktiğinde ne olacak? Terör mü duracak? Şu anda ülkemizin her yerinde bayrağımız var. Terör duruyor mu?" demiş Başbakan Tayyip.
"E o zaman sen niye sınır ötesi teskere aldın.asıl senin söylediğin saçmalık" demiş Mhp grup başkanvekili Oktay Vural.
Kendi kendini söbelemekten başka nedir bu? Başbakan kendi ağzıyla itiraf ediyor. Diyor ki; ben Kandil'e yapılacak operasyonda bütünüyle başarılı olsam, oraya bayrak bile diksem bu savaş bitmeyecek. Kendi sınırlarım içerisinde silahla başarılı olamıyorum sınır dışında ne yapabilirim. E ama Mhp'li de haklı niye sınır ötesi operasyon yapıyorsun o zaman. Mhp sanki diyalogtan yana bir parti ya, teskereye red oyu verdi ya bunun hesabını böyle soruyor.
Ülkenin heryerinde bayrak var ama savaş sürüyor demek bu problemin kaynağını işaret etmektir. Problem bu bayrak altında yaşayan bir kısım insanın hala sorunlarının devam ediyor olmasıdır. Demek bu sorunlar çözülmemiş, bu insanlar için öyle önemli sorunlar ki hayatları pahasına mücadele ediyorlar, yani hayat memat meselesi. Kato Dağı etrafındaki 9 köyün muhtarı Kato'ya yağan bombalardan sonra ortak bir basın açıklaması yapmışlar ve 50 küçük baş hayvanın telef olduğunu 60'ının sesten ürküp kaçtığını, bombalamadan kaynaklı sarsıntıdan köydeki kimi evlerde zarar olduğunu söylemişler. Sen şimdi bu insanlara ne dersin? Hani desem ki sen niye bu insanların başından aşağı bomba yağdırıyorsun o nerden çıktı derler. Sırrı Abi Einstein'ın lafını hatırlattı meclisteki ilk konuşmasında. "Ahmaklığın en büyük kanıtı aynı şeyleri yapıp farklı sonuçlar beklemektir." Sözün özüdür bu...